İmza ve söyleşi günü
Yazar Site Yöneticisi   
Sunday, 25 October 2009

Pancarköylü şair ve yazar, sevgili Yalçın Aydın Ayçiçek abimizin 31 Ekim ile 8 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan 28. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nda imza günleri ve ''Şiir Tadında Masallar'' konulu söyleşisı olacaktır. Geçmiş yıllarda sitemizde yapılan duyurular sonrasında bazı hemşehrilerimiz değerli şairimiz ile tanışmış ve sohbet etme fırsatı bulmuştu. Umarız bu yıl da Tüyap'a gidecek arkadaşlarımız olacaktır. 

YER:
Tüyap - Beylikdüzü - İstanbul - Demos Yayınları - 3 nolu Salon

TARİH:
** İmza günleri: 2 - 4 ve 6 Kasım 2009
** 7 Kasım 2009 Cumartesi - Saat: 14.45 - 15.45 arası ''Şiir Tadında Masallar” konulu söyleşi

KİTAPLARI:

1- Hayyam Rubailer Külliyatı - demos yayınları

2- Hayyam'ın Türkçe Yüzü - Can Yayınları ve....

3- Tümü ŞİİR ya da DÜZYAZI-ŞİİR olarak yazılmış 10 adet MASAL KİTABI

1 - Nasrettin Hoca; 2 - Keloğlan; 3 - Cevahir Dağı; 4 - Dede Korkut; 5 - Küçük Kara Balık; 6 - Bir Şeftali Bin Şeftali; 7 - Kırmızı Başlıklı Kız; 8 - Pinokyo; 9 - Bremen Mızıkacıları; 10 - Ayçiçek'ten Çocuk Şiirleri

 

Not: Bu yazının devamında Yalçın Bey'in kitaplarından alıntıları okuyabilirsiniz.

BREMEN MIZIKACILARI
(Grimm Kardeşler)

Yaşlandıkları için, sahipleri tarafından sokağa atılan bir eşek, bir av köpeği, bir horoz ve bir kedinin arkadaşlığı ve bu dört kafadarın Bremen’e giderken başından geçenler. Bu şiir-masalı bakalım kim okur, kim dinler!

Ön ayakları cam kenarında
Bıraktılar en altta eşeği
Çıktı ve durdu onun sırtında
Dört ayağıyla bak av köpeği.

Av köpeğinin sırtına kedi
Çıktı üstüne sonra onun da
Üstüne horoz uçtu, tünedi
Dördü üst üste oldu sonunda.

Ve uygulandı karar o anda
Üst üste çıkan bu dört kafadar
Aynı şarkıyı, aynı zamanda
Söyledi sesi çıktığı kadar.

 

PİNOKYO
(Carlo Collodi)

Pinokyo, bir masal; Pinokyo, tahta bir kukla. Umutla başlıyor bu masal ve bitiyor mutlulukla.
Pinokyo yanlış yaptıkça, herkes ona kızıyor. Söylediği her yalandan sonra Pinokyo’nun burnu uzuyor.
Bu tahta kuklanın yüreği; öğrenince iyiyi, sevgiyi ve emeği; Pinokyo dönüyor gerçek bir çocuğa, gerçek bir insana. Bakalım bu masal ne anlatacak, ne öğretecek sana!

Pinokyo’nun burnu, söylediği her yalandan sonra biraz daha uzuyordu. Peri, ona bir soru daha sordu. Pinokyo, Peri’nin her sorusuna söyleyecek bir yalan buluyordu. Pinokyo art arda yalanlar söyledi durdu. Peri ise onun durmadan uzayan burnuna bakıp bakıp gülüyordu.
Pinokyo;
-Neden bu kadar çok gülüyorsun? diye Peri’ye sordu.
-Her yalanından sonra; dedi Peri; burnunun biraz daha uzadığını biliyorum. Senin o kocaman ve komik burnuna gülüyorum!


KÜÇÜK KARA BALIK
(Samed Behrengi)

Gelin, kulak verin büyük masal ustası Samed Behrengi’nin sesine. Bakın ne diyor masalında, cesur bir Küçük Kara Balık annesine:

“Anneciğim; ben istemiyorum bugünden sonra boş boş dolaşmak. Artık tek amacım var; içinde yaşadığımız bu derenin sonuna ulaşmak! ” diyerek kesmiş Küçük Kara Balık annesinin sözünü. Devam etmiş konuşmasına ve uzaklara dikmiş gözünü:
“Yanlış anlama sakın anneciğim; bunları kimse öğretmedi bana. Günlerdir aklımda olan şeyleri anlatıyorum sana. Diğer balıkları günlerce gözledim. ‘Bir avuç suda yaşamımı tükettim! ’ diyen yaşlı balıkları izledim. Bilmek, öğrenmek istiyorum; bu dere bir avuç su mudur? Dünya gerçekten bu kadar mı; yaşam gerçekten bu mudur? ”

 

BİR ŞEFTALİ BİN ŞEFTALİ
(Samed Behrengi)

Usta yazar Samed Behrengi, bir masal anlatıyor küçük arkadaşına. O masalda, iki çocuğun ektiği bir şeftali çekirdeğinin, ağaç olana kadar bakın neler geliyor başına:

“Uyudum, önümdeki bahara ermek için. Uyudum, topraktan çıkıp yeşermek için. Uyudum, Şahin Ali’ye ve Polat’a güzel şeftaliler vermek için.
O kış, uykumda gördüğüm düşlerin hepsini unuttum. Yalnızca birini aklımda tuttum. O düşümde de kocaman bir ağaç olmuştum.
Şahin Ali ile Polat’ın ellerini duydum gövdemde. Meyve dolu dallarımı sallıyorlardı tepemde. Bir dal, iki dal değil; hepsini sırayla hem de. Köyün tüm yoksul çocukları da toplanmıştı çevremde. Ağzındaki şeftalisini bitiren her çocuk, yemek için yerden başka bir şeftali bakıyordu. Şeftali suları, ağızlarının kenarlarından dökülerek, yarı çıplak bedenlerinin her yeri-ne akıyordu. Hem doya doya şeftali yiyordu her çocuk, hem de sanki tatlı öz suyumla kendini yıkıyordu.”


CEVAHİR DAĞI
(Derleyen: Yalçın Aydın Ayçiçek)

Ben, masalın o çekici büyüsünü ve o güzel tadını, Racia ninemin bana anlattığı masallarda tattım. Ah keşke siz de bir kez dinleyebilseydiniz o yaşlı, o sevimli ve o bilge kadını! Ama üzülmeyin; ondan dinlediğim Cevahir Dağı adlı masalı, bu kitabımda sizlere anlattım:

Şehzade, bir an önce sevgilisine kavuşmayı diliyordu. Bu yüzden de nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Gidiyordu, gündüzünü katarak geceye. Gidiyordu, onu Cevahir Dağı'na çıkaran çirkin suratlı adama rastladığı o köye. Gidiyordu, tekrar o köydeki aynı kahveye.
Giderken aklına takılmıştı bir konu. Ya adam tanırsa ikinci kez karşısında görünce onu! Yolda, hep bu düşünceye kafasını taktı. Şöyle dönüp atına ve giyim kuşamına bir baktı. Adamla ilk karşılaşmasında tıpkı bir dilenci gibiydi; ama Şehzade, şimdi tam bir beyefendiydi. O çirkin suratlı adam, onu bu haliyle nerden tanıyacaktı? Bu soru günlerce kafasında dolaştı. Çok uzun bir yolculuktan sonra yine aynı köye ulaştı.


KELOĞLAN

Gelin, hep birlikte bakalım kimmiş bu Keloğlan; masallarını okumadan önce. Nedir, ne iş yapar ve neden Keloğlan demişler bu gence? Bitmeyen bir masaldır Keloğlan, büyük bir efsane ve kocaman bir söylence!
Ne yaşadığı zaman bellidir, ne yaşadığı yer; ne de bellidir yaşı. Ama onun, her masalda akıldır, iyiliktir, güzelliktir hep arkadaşı.
Hiçbir delikanlı ve hiç kimse geçemez bu tembel! gencin hızını. Her masalın sonunda mutlaka o alır Padişah'ın kızını.
Anası, her masalın başında Keloğlan'ı kovar; ona kızar, bağırır. Ama o, her masalın sonunda mutlaka zengin olur ve anasını mutlaka yanına çağırır.
Biraz çirkindir ve fazla yok gibidir aklı. Ama onun içinde çok büyük bir güzellik ve çok büyük bir akıl saklı.
Keloğlan, her masalda en zoru, en olmazı yapmayı dener. Ama sonunda hep başarır; geriye sağ ve kahraman olarak döner.
Bırak; sana da, bana da, ona da densin Keloğlan. Akıllı, çalışkan, iyi ve yiğitsen; bence sensin Keloğlan!


KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ
(Charles Perrault)

Ormandaki Ninesi’ne yemek götüren Kırmızı Başlıklı Kız’ın ve ormandaki Hain Kurt’un masalını herkes bilir. Bu masalı benden de dinleyin bir. İşte Kırmızı Başlıklı Kız’ın masalı; hem de tamamı şiir:

Hain Kurt, Küçük Kız’ın ardından baktı
Yavaş yavaş ağzının suları aktı.

İçinden şöyle dedi: “Karnım acıktı;
Bugünkü yemeğim de ortaya çıktı! ”

Küçük Kız yemek için tatlıydı, hoştu
Ve Kurt hemen Nine’nin evine koştu.

Hain Kurt’un çok daha fazlaydı hızı
Kısa yoldan gitmiş ve geçmişti Kız’ı.

Minik Kız’ın adımı küçük, yavaştı
Kurt, Nine’nin evine önce ulaştı.

Kurt, kapıyı çaldı ve Nine uyandı;
Kapısını torunu çalıyor sandı.

 

DEDE KORKUT

Dedem Korkut, yüzlerce yıl önce anlatmış bu destanlarını; bana, sana, hepimize. Her destanında ne dersler, ne öğütler vermiş bize. İşte bu kitaptaki “Boğaç Han Destanı”ndan küçük bir bölüm size:

Oğlan da çok yamandı, boğa da yaman. Dövüştüler ikisi uzunca bir zaman. Boğa, geldi yine oğlanın karşısına. Oğlan yine dayadı yumruğunu boğanın alnına. O sırada bir fikir geldi oğlanın aklına. ‘Bir dama direk vurursun, o direk damı ayakta tutar. Ben neden boğaya direk olayım; yeter! ’ dedi ve yumruğunu boğanın alnından hızla çekti. Boğa, öne geldi birden ve ön ayakları üzerine yere çöktü. Yığıldı meydanın ortasına, öylece kaldı. Oğlan çekti bıçağını ve hayvanın boğazına çaldı. O güçlü boğanın canını orada aldı.
Bütün Oğuz Beyleri çok sevindiler. Hepsi toplandılar oğlanın başına;
“Dedem Korkut gelsin! ” dediler. “Bir ad koysun bu adsız, yiğit oğlana. Yiğidin adını babasına desin. Dedem Korkut, babasından yiğit için beylik istesin.”

 

NASRETTİN HOCA

Bu kitapta, bizleri güldüren ve güldürürken de düşündüren Nasrettin Hoca’nın fıkraları var; hem de şiir olarak. Bu fıkralardan ikisi aşağıda; işte, bak!

YA BİR TUTARSA
Nasrettin Hoca bir gün kıyıya çökmüş
Ve göle kaşık kaşık yoğurdu dökmüş.

Toplanmışlar başına, gelip durmuşlar;
Ne yapıyorsun Hoca’m? ” diye sormuşlar.

“Görüyorsunuz, maya çaldım ben göle! ”
Bütün herkes katılmış hep güle güle.

“Hoca’m yapma! Hiç bu göl tutar mı maya? ”
Demişler ve almışlar onu alaya.

Kavuk ve sakalını hep sarsa sarsa;
Gülmüş Hoca ve demiş; “Ya bir tutarsa! ”

DÜŞMESEM İNECEKTİM
Hoca bir gün giderken, eşekten düşmüş
Çocuklar çevresine hemen üşüşmüş.

Gülenlere ne demiş, dinle bak, dur da:
“Düşmesem inecektim, zaten ben burda! ”


Favori olarak ekle (351) | Görüntüleme sayısı: 5521

  Yorumlar (1)
 1 Yazan turkogluvo, 29-10-2009 14:25
Yalçın Abinin bu imza gününe gitmek de kısmet olmadı Tüyapta. Şimdiden güzel bir fuar olmasını diliyorum. Ankara'dan selamlar.  
 
29 Ekim itibariyle, Asteğmen Türkoğlu

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved